Güncelleme / Updated  
04/12/2009
 
www.tekinnumismatik.com
spacer
spacer
www.tugra.org 
spacer
www.tugra.org
 

 
 

20 Ders ve 400 Dakikada Eski Türkçe

 
   1999'dan beri Osmanlı madeni paraları toplamaktayım.  Paraların üzerindeki eski türkçeyi okumak için bir kaç kitap inceledim, olmadı. Bu konudaki kurslara katılmaya da vaktim yok. Bende rakamlar haricindeki yazıları sadece göz aşinalığı ile  tanıyarak devam ettim. Bu durum Türk Nümismatik Derneğinin 1977 yılında çıkardığı özel sayıda Cüneyt Ölçer'in yayınladığı dersleri görünceye kadar devam etti. Cüneyt Ölçer'in önsözde de belittiği gibi çalışırsanız gerçekten işe yarıyor.
   Çok eski bir sayı olduğu için piyasada bulmanıza pek imkan yok. Derneğin yerini bileniniz de azdır diye düşünerek söz konusu dersleri bu sayfalarda yayınlamaya karar verdim. Derslerin her bir sayfasını tek tek JPG resim formatında ve toplu olarak RAR formatında kullanıma sunuyorum. Tavsiyem resimleri bir yazıcıdan çıktı alarak çalışmanız. Görüntülemede veya internetten indirmede sorun yaşarsanız bana bu e-mail adresimden ulaşabilirsiniz. Şimdi sözü büyük Türk Nümismatı , rahmetli Cüneyt Ölçer'e bırakıyorum.

ÖNSÖZ

Türk Nümismatik Derneği olarak Osmanlı ve islam paraları koleksiyoncularına faydalı olmak arzu ve isteği île bu özel sayımızı çıkartmış bulunuyoruz.

1963 senesinde Bursa'da görevli iken bir gün çarşıda bir gümüş akçe görmüştüm. O tarihte Arab rakkamlarını (0 dan 9 a kadar) bildiğim için bunun 972 tarihli olduğunu anlayarak dükkandan içeri gîrip fiyatım sordum. Sahibi bu gümüş akçeyi tartarak (o tarihte gümüşün kilosu 400 lira idi) 1 gramına benden 40 kuruş istedi. Bunun üzerine bu işde herhangi bir kayıp olmayacağım düşünerek çarşıdaki bütün akçeleri (ki takriben yarım kilo kadar bulabildim) satın aldım. Akçelerin üzerinde sadece tarihi okumakla tatmin olmadığım için, kime ait olduğunu ve nerede basıldığım da okuyup anlamak istedim.

O tarihlerde Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Neşriyat Müdürü Faruk Üsküdarî Beyefendi (rahmetli oldu). Kendisi çelebi, kibar, hakikî bir İstanbul efendisi idi. Ondan yardım istedim ve ona getirdiğim akçeleri bana okumaya başladı, bu suretle bir gün 926 tarihli akçenin sahibinin Süleyman Bin Selim olduğunu, ertesi gün Murad bin Ahmedin San'a da akçe bastırdığım öğreniyordum ama bunların hepsini bana Faruk Bey okuyordu.

Bu şekilde iki üç hafta devam ettik bir gün Bay Üsküdarî bana "Bu böyle olmaz her zaman ben senin yanında olamam senin eski Türkçe öğrenmen lazım" dedi. Ben hemen talip oldum ve o gün derse başladık, bana bir iki kelime, 3-4 cümle yazdı bunlar; şunlar bu dedi ama ben hiç bir şey anlayamadım. Ertesi gün dersi tekrar ettik, heyhat bende hiç ümit yok zira eski Türkçe öğrenemiyordum. Bu işi istemeye istemeye terk ettik ve ben yine kendi kendime sade akçelerin tarihi okuyarak padişahlara geçmeye devam ettim.

Aradan 2 ay geçti; bir gün Muhterem Faruk Beyefendi beni yakaladı: "Müjde, sana eski Türkçe öğretecek bir kimse buldum. Bu akşam üstü öğretmenler lokaline gel" dedi. Beni orada Tevfik Biricik adında emekli bir ziraat memuru île tanıştırdı. Tevfik Bey uzun seneler Ziraat Bakanlığında çalışmış, araziye çıkıp ekspertiz yaparmış. Bir gün bir arazi dolaşması esnasında attan düşmüş ve kalça kemiği çok tehlikeli şekilde kırılmış; ameliyatların ve ortopediğin pek iptidaî olduğu o yıllarda Muhterem Tevfik Beyi 7 sene alçılar içinde yatırmışlar ve sonunda da kemik yanlış kaynamış. Kendisi ancak baston yardımı ile ve güçlükle yürüyebiliyordu. Bu yedi senelik sırt üstü yatma esnasında sayın Öğretmenim acaba eski Türkçe nasıl kolay öğrenilir ve öğretilir diye düşünmüş ve bu düşünmelerini de o güne kadar uygulama imkanım bulamamış. Yani ben onun ilk öğrencisi oluyordum.

O akşam ilk derse başladı. En önemlisi sahifenin sol basma koyduğu +,- tablosu idi ve ona göre bu tablo eski Türkçe'nin anahtarı idi.

Dersler keyifle ve zevkle ve neşe ile devam etti; Zira bu espirili zarif beyefendi her günkü dersi o gün hazırlıyordu, bundan evvel yazılmış sahifeler ve hazırlanmış föyleri yoktu. Bu yüzden dersler aktüel konuları kapsıyordu, mesela yazının içinde kendi ismimi okuyunca zevkten dört köşe oluyordum, Faruk kelimesinin ardından Üsküdarî kelimesini olsa olsa metodu ile derhal çözüyor, Canım Barbarayı bir metre öteden okuyabiliyordum.

Ben okudukça öğretmenim benden çok keyifleniyordu. Her dersin sonunda hocamdan aferinler alıyordum (Not: ben o tarihte 40 yaşında idim). Ve 20 günde yani 20 tane 20 dakikada dersler bitti ve ben paralar bir tarafa, Çalıkuşunu, Leyla ile Mecnunu bile okuyacak hale gelmiştim.

Sonra acaba keramet bende mi diye merak edip öğretmenimin notları ile muhtelif kimselere ben ders verdim ve 24 kişiye aynı müddette eski Türkçeyi öğrettim. Demek ki ben üstün bir kabiliyet olduğum için bu eski Türkçeyi öğrenmemiştim, bütün mesele metodda idi. Çünkü bu notlardan herkes öğrenebiliyordu. Bunun üzerne Dernek olarak bütün Osmanlı parası toplayan üyelerimize ve bunların dışında meraklı kimselere iletmek üzere bu özel sayıyı hazırladık. Kanımızca her Türk okumuşu eski Türkçe öğrenmelidir. Sadece 400 dakika bir zaman içinde mümkün olan bu öğrenme arşivlerimizin, çalışmaya meraklıların hizmetine girmesini sağlayacak ve haşmetli 600 senelik tarihimiz hakkında araştırmaları üç beş kişinin tekelinden kurtarmaya yardım edecektir.

 Bu broşürümüzü (Dernek üyelerimize faydalı olduğumuz kanışı ile ) Pek Muhterem Tevfik Biricik Beyefendiye ithaf ederek okurlarımıza sunuyoruz.

Cüneyt Ölçer - 1977


 

20 Ders ve 400 Dakikada Eski Türkçe Dersleri >>>