HABERLER

Resim


Forum tekrardan kullanıma açılmıştır. Özel mesajlaşma kapatılmıştır. Koleksiyon konusu haricinde, şahsi yorumlar içeren mesajlar, kimin haklı olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL SİLİNECEKTİR ! Foruma gönderilen her mesaj anında kontrol edilememektedir. Silinmesini istediğiniz, sizce uygun olmayan mesajları yöneticiye bildirmek için her mesajın üstünde, sağ tarafta bulunan DİKKAT işaretini tıklamanız yeterlidir.

Anadolu Nümismatik Forumu, Osmanlı Nümismatik tarafından idare edilmektedir. Ana web adresimiz http://www.osmanliparalari.com 'dur

İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:
Forum kuralları
:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:

İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

Mesajgönderen ankh » Çrş Kas 14, 2007 2:14 pm

İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

İddiaya göre, Çemberlitaş'ın altında olduğu ileri sürülen odada, imparator Konstantin döneminde Kudüs'ten getirilen ''Hazreti İsa'nın mezarına ait kutsal toprak, orijinal haç parçaları, çiviler, kaymak taşından yapılan kase, ekmek kırıntıları ve Hazreti Musa'ya ait taş ile Hazreti Lut'a ait olduğuna inanılan asa, Hazreti Nuh'un baltası ve Hazreti Süleyman'a ait olduğuna inanılan 7 kollu şamdan'' bulunuyor.

Çemberlitaş'ın restorasyon projesinin 1. kademesini yürüten Akpınar Mimarlık'ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akpınar, yaptığı açıklamada, Çemberlitaş'ın altında 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde muhteşem bir blok ve porfir bir kaide bulunduğunu belirterek, ''Kutsal emanetler onun içinde küçük bir alan içerisinde oyulmuş yerde'' dedi.

Akpınar, beraberindeki ekiple Çemberlitaş üzerinde 2001 yılından başlayarak 1,5 yıl süren bir çalışma gerçekleştirdiklerini, yapı üzerinde tipoloji ile tarihsel çalışmaların da yapıldığını, anıtın yapıldığı tarihteki sosyolojik değerlerin araştırıldığını bildirdi.

Restorasyon projesi hazırlanırken dünyanın her tarafındaki onlarca yayını gözden geçirdiklerini, Bizans tarihiyle ilgili ulaşabildikleri tüm kaynakları incelediklerini ifade eden Akpınar, ''Çemberlitaş, geçmişteki Zeus ve onlarca tanrıya tapınan Pagan Roma'nın yıkılması ve tek tanrılı, kitabi inanca sahip yeni Roma'nın kurulmasının ilk kutsal simgesidir diyebiliriz'' dedi.

-ODANIN YERİ-

Akpınar, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından taşın, Tanrı'nın birliğini simgelemek üzere dikildiği yolunda bilgiler olduğunu belirterek, şunları anlattı:

''Tarihçilere göre, Konstantin M.S. 324 yılında annesi Helen'i Kudüs'e gönderir ve Kudüs'te Hz. İsa'nın olduğuna inanılan mezarı açtırır. Mezardaki kutsal toprak, orijinal haç parçaları, kutsal çiviler, kaymak taşından yapılan kutsal kase, kutsal ekmek kırıntıları ile Hz. Musa'ya ait kutsal taş, Hz. Lut'a ait olduğuna inanılan asa, Hz. Nuh'un baltası ve Hz. Süleyman'a ait olduğuna inanılan som altından 7 kollu şamdan gibi kutsal emanetler İstanbul'a getirilir. Bu olayı çok açık ve belli bir şekilde tarihi belgelerde görmekteyiz. M.S. 325 yılında da imparator Konstantin Roma'yı alır ve Roma'daki Pagan Roma imparatorluğuna son verir. Roma'daki Apollon tapınağını yıktırır ve oradan getirdiği taşları Çemberlitaş'ın yapımında kullanır. Yaklaşık 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde 4 parçadan oluşan bir ana kaide oluşturulur. Bu ana kaidenin içerisinde 1x2 metre ebadında küçük bir hücre oluşturulur. Kutsal emanetlerin bu hücre içerisine bizzat İmparator Konstantin'in annesi Helen tarafından yerleştirildiği M.Ö. 340-400'lü yıllarda yazılan belgelerde de ifade edilmektedir.''

''Kutsal emanetlerin orada bulunduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok'' diyen Akpınar, kutsal emanetlerin 11x11 metre ebadında ve 2,5 m. yüksekliğinde porfir bir blok kaidenin içerisine oyulan küçük bir alan içinde olduğunu, bu kaidenin üzerinde 8x8 metre ebadında ve yine yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde bir kaide daha olduğunu, bunların üzerinde de 6 metre yüksekliğinde 4x4 metre ebadında sütunun kaidesinin yer aldığını bildirdi.

-ÇEMBERLİTAŞ'IN ÖZELLİĞİ-

Abdülkadir Akpınar, kaidenin üzerinde her biri yaklaşık 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında, bileziklerle birbirine oturtulmuş, 9 adet sütun olduğunu vurgulayarak, ''Kurşunla birbirine bağlanmış tam terazisinde bir yapı. Her biri 100 ton ağırlığında birbirleri üzerine en ufak bir kırılma olmadan yerleştirilmiş. Piramitlerdeki sır gibi muhteşem bir işçilik'' diye konuştu.

Apollon tapınağından getirilen taşların hikayesinin de orijinal olduğunu ifade eden Akpınar, ''Kızıl porfir olan bu taşlar, o zaman işlenmesi çok zor olduğu için 'kutsal taş' olarak kabul ediliyor. Granitin başka bir türü. Zeus'a inanan o zamanın kadınları, porfirden oluşan küçücük odalarda doğum yaparlarsa, tanrılar tarafından kutsandıklarına inanırlardı'' dedi.

Abdülkadir Akpınar, İstanbul'un fethinden sonra Çemberlitaş'ın ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilendiğini, yapının spiral şekilde demirlerle çepeçevre kuşatıldığını, 1706 yılında ilk tahkimin yapıldığını anlatarak, yapının yeni kaidesindeki taşın yaklaşık 20 cm. içerisinde 7x7 cm kalınlığında dökme demir bileziklerle her 1,5 metrede bir kuşaklar atılarak güçlendirildiğini bildirdi.

-ODAYA ULAŞMA GİRİŞİMLERİ-

İstanbul'un 1918 yılında işgali sırasında da Vatikan'dan bir grup rahibin geldiğini ve kutsal emanetlere ulaşmak için Çemberlitaş'ın hemen yakınındaki Vezirhan'da bir oda kiralayarak tünel kazdıklarını kaydeden Akpınar, ''Yer altındaki ana kaideye kadar ulaşırlar. Tünelden çıkan toprağın şüphe uyandırması üzerine yakalanırlar ve sınır dışı edilirler. 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunun tespiti için Avrupa ülkelerinden arkeologlar getirtir'' dedi.

Çıkarılan bu ilk zemin rölövesinde taşın altında muhteşem bir ana kaide, onun üzerinde ikinci ve üçüncü birer kaide olduğunun görüldüğünü dile getiren Akpınar, ''Kıyamet kopmadıkça, savaş hali olmadıkça veya böyle bir yıkım olmadıkça, o emanetlere ulaşmak asla söz konusu olamaz'' görüşünü savundu.

-RESTORASYON ÇALIŞMALARI-

Çemberlitaş'ta hiçbir tarihi esere ilişkin yapılmadığı kadar bir çalışma gerçekleştirildiğini dile getiren Akpınar, 3 metre çapındaki taşın bütün gövdesinin özel asetatlarla çevrilerek taşın bütün yüzeyindeki çatlakların, bozulmaların ve kırılmaların bire bir ölçekli bir çalışmayla çıkarıldığını, daha sonra üzerinde fiziki ve kimyevi anlamda diğer çalışmaların yapıldığını bildirdi.

Abdülkadir Akpınar, Çemberlitaş'ın çevresinde jeo-radarla çalışmalar yapıldığını ve söz konusu 1x2 metre ebadındaki hücrenin tespit edildiğini, deprem emniyeti için zemin tabakalarında incelemeler gerçekleştirildiğini, ayrıca tarihsel çalışmalarla Çemberlitaş'ın değerini ortaya koyan çalışmalar yapıldığını kaydetti.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Mesajgönderen Tenebrés » Çrş Kas 14, 2007 6:16 pm

Bu konuda, masalı ve de hurafi bir anlatımı olan İbrahim Hakkı Konyalı'nın eserleri ile daha rasyonel, sıkıcılıktan uzak Murat Belge'nin "İstanbul Gezi Rehberi" adlı kitaplarını tavsiye ederim..
I'm not fit to touch the hem of your garment!
Tenebrés
(ÇT) Koleksiyoner
(ÇT) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 251
Kayıt: Sal May 08, 2007 7:32 pm

Re: İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

Mesajgönderen hayko45 » Pzr Şub 24, 2008 10:39 pm

ben her zaman istanbulun sırları hakkında okumuşumdur mesela size bi kitap önereyim bizans altınları david gibbins
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

Mesajgönderen ankh » Prş Eyl 03, 2009 4:10 pm

İSTANBUL'UN ALTI TARİH KAYNIYOR
Topkapı Sarayı'nın altı tarih kaynıyor. Sarayın birinci avlusunda yer alan gecekonduların atıklarıyla 'çöplük' haline gelen mekanın, ilk yapımı yapımı 4. yüzyıla dayanan ve Aya İrini Kilisesi'yle organik bağı bulunan 'Piskoposluk Sarayı' olduğu ortaya çıktı.
Bu sarayın altında da Pagan dönemine ait Artemis Tapınağı'nın olabileceği tahmin ediliyor.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Ayasofya ile Aya İrini arasında kalan tarihi saray, eski karakol binasının arkasındaki gecekondular ve bunların atıklarıyla zaman içinde harap hale gelmiş ve ''çöplük''e dönüşmüştü. Ancak, Sur-u Sultani çevresini düzenlemek için harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın emriyle alan, geçen yıl temizlenmeye başlanmıştı.

İstanbul Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ferudun Özgümüş'ün kazı başkanlığında yürütülen temizleme çalışmaları sonucunda, daha önce bir hastaneye ait olduğu tahmin edilen, ancak bazı akademisyenlerce piskoposluk sarayı olabileceği belirtilen bu tarihi yapı gün yüzüne çıktı. Kazı Başkanı Özgümüş, iki aylık hummalı çalışmalar neticesinde burasının Aya İrini ile organik bağlantısı bulunan bir ''Piskoposluk Sarayı'' olduğunu kesinleştirdi.

Özgümüş, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, yapının, İstanbul'un başkent olmasıyla beraber ilk defa 4. yüzyılda yapıldığının tahmin edildiğini söyledi.

Bu tarihi yapıda ilk olarak 1940'lı yıllarda, ''çok bilimsel olmayan yöntemlerle'' o dönemki Ayasofya Müze Müdürü Muzaffer Ramazanoğlu'nun kazı yaptığını ve burayı Sampson Hastanesi olarak düşündüğünü, ancak çalışmalarını yayımlamadığını anlatan Özgümüş, daha sonra Ferudun Dirimtekin'in, Ramazanoğlu'nun yaptığı kazıları bir dergide yayımladığını dile getirdi.

Dr. Özgümüş, ''Ondan sonra da kimse buraya dokunmamış. Ramazanoğlu'nun kazı alanında açtığı çukur da yıllar içinde lağım ve çöple dolmuş, etrafına gecekondular yapılmış. Bunlar bütün pisliklerini oraya akıtmışlar ve orada zaman içinde bir orman oluşmuş, kalıntıların üzeri dolmuştu'' dedi.

-''AYA İRİNİ İLE ORGANİK BAĞI VAR''-

Kendilerinin çalışması sonucunda buranın ''Piskoposluk Sarayı'' olduğunun kesinleştiğini dikkat çeken Özgümüş, şunları kaydetti:

''Burası Sampson Hastanesi olarak biliniyordu ama öyle bir şey değil. Burası kesinlikle bir Piskoposluk Sarayı. Çünkü, yanındaki Aya İrini Kilisesi de bir piskoposluk kilisesidir ve Ayasofya ile birlikte bir bütün olarak düşünülmüştür. Bizim kalıntılarımızın da Aya İrini ile organik bağı gözüküyor, ortaya çıkıyor. Buranın Piskoposluk Sarayı olduğu çok belli. Çok eski bir kalıntı.''

Bahsedilen Sampson Hastanesi'nin ise Sur-u Sultani'nin dışında kalan bir yerde olduğunu tahmin ettiklerini belirten Özgümüş, ''Turing Misafirevi denilen bir otelin altında bir takım kalıntılar var. Soğukçeşme sokakta bir sarnıç var. Herhalde bunlardan biri hastane binası'' dedi.

Piskoposluk Sarayı'ndaki kalıntıların da 4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar farklılıklar gösterdiğini anlatan Özgümüş, bu yapının 15. yüzyıla kadar kullanıldığını, o nedenle kalıntıların farklı devirler gösterdiğini söyledi.

-OSMANLI'DA ARSLAN HANE OLMUŞ-

Kazı Başkanı Özgümüş, Topkapı Sarayı'nın bu kalıntıların üzerine yapıldığını belirterek, ''Bu yapının Topkapı Sarayı ile bir bağlantısı yok. Hatta sarayın etrafını çeviren Sur-u Sultani'nin duvarları Piskoposluk Sarayı'nın tam ortasından geçiyor'' dedi.

Surun dışında kalan bölümlerin bazı oteller tarafından restore edilerek korunduğunu ifade eden Özgümüş, şöyle konuştu:

''Ama sarayın birinci avlusunda kalan bu kısım (benim tahminlerime göre) saray binaları, darphane ve sur yapılırken doldurulmuş. Çünkü elimizdeki eski gravürlerde, şu an kazı yaptığımız alan dümdüz görünüyor, kalıntı yok. Osmanlılar zamanında bir dönem odun ambarı, bir dönem arslan hane olarak kullanılmış. Hatta, odun tartılan dev kantarları bulduk.''

Özgümüş, Bakan Günay'ın buranın tekrar ortaya çıkarılmasına ön ayak olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Sayın Bakan buranın görüntüsünden rahatsızdı, ben de konuyu kendisine anlattım. Kendisi de bu kazıları yürütmemize izin verdi. Bakan beyin gayretiyle ortaya çıkmıştır bunlar, çünkü burası yıllardan bu yana öylece duruyordu. Ama tabii çok destek geldi. Buradaki 28 kişilik ekip gönüllü çalışıyor, öğle yemeğimizi Feriye Restoran veriyor. Maddi olarak da bakanlığın yanında Gür Yapı, İstanbul Rehberler Odası ve Fest Turizm destek verdi. Tüm bu desteklerin devam etmesi halinde buradaki kazıları gelecek yıl tamamlamayı planlıyoruz.''

-SARAYIN ALTI ARTEMİS TAPINAĞI...-

Buradaki tarihin Piskoposluk Sarayı'nın da ötesine geçtiğini düşündüklerini ifade eden Özgümüş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu tapınağa aittir demiyorum ama eski Yunan dönemine ait sütun gövdesi ile Tunç çağına ait malzemeler de elimize geçti. Enteresan bir yer. Tam Akrapolis'in tepesi. Byzantion iken İstanbul'un Akropolis'iydi burası. Topkapı Sarayı, zaten bu Akropolis'in üzerine yapılmıştır. Birçok tapınak vardı burada. Belki de bizim kazdığımız saray ile Aya İrini bir tapınak üzerine yapılmış olabilir, Artemis Lisizonos (Kemer Gevşeten) tapınağı üzerine yapılmıştı. Çünkü Artemis burası başkent olmadan önce şehrin koruyucu tanrıcası idi. Hristiyanlık öncesi Pagan döneminde, nişanlanan genç kızlar, bellerine kırmızı şerit takıp, bu tapınağa geliyorlardı. Bu şeridi burada gevşetiyorlardı. Böylece evlendiklerinde ağrısız doğum yapacaklarına inanıyorlardı. İnşallah bu yapıların altında bu tapınağı da bulacağız.

Ayrıca, Byzantion sikkelerinde ay-yıldızdaki gibi hilal var. Artemis'ten önce de burada Thrako Frig kavimlerinin geldiğini bazı kaynaklardan biliyoruz. Bu yüzden buraya bu gelen kavimlerle birlikte 'Kibele kültü' de gelmiş olabilir. Özellikle Artemis tapınağının burada, yani Aya İrini Kilisesinin altında olması, buranın aynı zamanda Artemis'in öncülü olan 'mater kibele (Frigler'de dağın annesi anlamında)' ile alakalı bir yer olduğunu düşündürüyor. Zaten yeni kapı kazılarında ele geçen bazı buluntularda bu kavimlerin bu şehir Byzantion olmadan çok önceleri bile burada bulunduklarını göstermektedir. Biz burada onlara dair kalıntılara da ulaşılabiliriz.''

Dr. Ferudun Özgümüş, bunun çok önemli bir kazı olduğuna dikkati çekerek, ''İstanbul'da antik Bizans'ı kazmak çok heyecan verici. Dünyanın en önemli Akropolis'inde çalışıyoruz. Atina da önemli ama hiçbir zaman bir imparatorluk başkenti olmadı'' diye konuştu.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Re: İSTANBUL'UN ALTINDAKİ SIR

Mesajgönderen ankh » Çrş Kas 11, 2009 10:07 am

Ayasofya Müzesi ve Aya İrini Kilisesi'nin altından Topkapı Sarayı'na kadar giden yeraltı su yollarına ve dehlizlere ilk kez ulaşıldı.
Tarihi, milattan sonra 4. yüzyıla kadar giden ve Osmanlı döneminde İstanbul'a 10 yıl kadar yetecek su saklama kapasitesine sahip sarnıçlar, su yolları, kuyular ve odalardan oluşan yapı topluluğu ortaya çıkarıldı.

İTÜ'nün 4 yıl önce Kültür Bakanlığı'nın özel izniyle başlattığı, “Ayasofya, Arkeoloji Müzesi ve Topkapı Sarayı, Tarihi Akrapol Bölgesi Sarnıçlar, Kuyular ve Su Sistemleri Araştırması”nda önemli bulgulara ulaşıldı.

İTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi ve Araştırma Başkanı Dr. Çiğdem Özkan Aygün ile Proje Danışmanı İTÜ Mimarlık Tarihi Anabilimdalı Başkanı Prof. Dr. Filiz Özer, İsviçre-Bern Üniversitesi Mimarlık Tarihi Enstitüsü'nden Prof. Dr. Bernd Nicolai'nin de destek verdiği çalışmada ulaşılan son noktayı HABERTÜRK'e anlattı.

MİLATTAN SONRA 4. YÜZYILDAN

Başkan Dr. Aygün, Ayasofya, Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni de içine alan “akrapol” bölgesinde, zeminden yaklaşık 2.5 metre aşağıda araştırmaya başladıklarını belirterek “Burada kazı yapılması aslında imkânsız. Biz de Ayasofya'da hiçbir kazı yapmadan, sadece yeraltı yollarını izleyerek, su yollarını takip ederek MS 4-5. yüzyılları kapsayan yapılara, odalara ulaştık” dedi.

TOPKAPI'YA SU YOLU

Ayasofya'da bilimsel çevrelerce varlığı bilinen bir sarnıçta araştırma yaparken bilinmeyen dehlizlere ulaşıldığını belirten Dr. Çiğdem Aygün, şu bilgileri verdi: “Su yolları ve dehlizlerin Topkapı Sarayı'na ulaştığı noktaya geldik. Aya İrini yönünde, saraya giden su yollarını bulduk. 70, 50 ve 100 santimetre çapında su yollarına ulaşıldı. Ayasofya'nın güneybatı tarafında 11 metre, tam karşısında da 10 metrelik bir kuyuya rastlandı. İçlerinde birer metre eksiğiyle temiz su bulunuyor. Ayasofya'nın bahçesine denk gelen 9 kuyu daha var. Bu alanda ilk ve tek çalışma yapıldı.”

Bizans ve Roma döneminde kullanılan büyük su rezervlerine ulaştıklarını söyleyen Aygün, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aynı bölgede Osmanlı döneminde de su depolarının kullanıldığını biliyoruz. Roma ve Bizans döneminde yapılanlara Osmanlı döneminde de ilaveler yapılmış. 20 metre derinliğinde dolapocağı olarak adlandırılan yapılar bunlar. Biz, dolapocağına ulaşan su yollarına ulaştık. Buranın çapı 5 metre. Kanuni döneminde, Mimar Sinan'a imar ettirilip Topkapı Sarayı'na Bozdoğan Kemeri gibi 40 çeşmeden su getiriliyor. Topkapı Sarayı içerisindeki ağı ortaya çıkardıktan sonra bizim işimiz bitecek. Sonrasına Arkeoloji Müzesi dahil olacak. Topkapı Sarayı'nın altındaki su yollarına da ulaşacağız.”

DÜNYADA YANKI

Aygün, çalışmanın bütün dünyada, akademik çevrelerde yankı bulduğunu, bu konuda Sorbone Üniversitesi'nde özel konferans verdiğini kaydetti. 2010 İstanbul Ajansı'nın bu haftaki gündemine projenin desteklenmesinin alınması bekleniyor.

Ayasofya'da papaz mezarı kesinlikle yok

Bilimsel çalışma yapan ekibi rahatsız eden bir durumu da Başkan Aygün şöyle aktardı: “Bu grup, Ayasofya'nın altında dehlizlere tüple dalış yapmış gibi bir hava yarattı. Tüple dalış mümkün değil. Biz bu kuyulara nargile yöntemiyle daldık. Toplam 9 kuyu keşfettik. Papaz mezarı buldukları iddiası asılsızdır. Biz böyle bir şeylere rastlamadık. Tarihsel kaynaklarda da böyle bir şey yok. Ayasofya'da papaz mezarı iddiası bir şehir efsanesidir. Rahip mezarları, kemikler yok. Çalışmayı biz yapıyoruz. 1 gün çekim yapan, sahip çıkıyor.”

Tarihi mimaride dönüm noktası

Ayasofya'daki çalışmanın proje danışmanı İTÜ Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Filiz Özer, çalışmanın mimari açıdan çok önemli olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Bizans dönemine kadar inen değişik katmanlar ortaya çıktı. Dehlizlerin Roma döneminde yapıldığı ve Osmanlı döneminde kullanıldığına dair çok önemli izlere rastladık. Değişik dönemlerin inşaat tekniklerini tespit etmek açısından çok önemli ipuçları verecek. Bu duvarlara şimdiye kadar el değmemiş. Çok iyi şeyler ortaya çıkacak.” (Habertürk)
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am


Dön Tarih İle İlgili Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron