HABERLER

Resim


Forum tekrardan kullanıma açılmıştır. Özel mesajlaşma kapatılmıştır. Koleksiyon konusu haricinde, şahsi yorumlar içeren mesajlar, kimin haklı olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL SİLİNECEKTİR ! Foruma gönderilen her mesaj anında kontrol edilememektedir. Silinmesini istediğiniz, sizce uygun olmayan mesajları yöneticiye bildirmek için her mesajın üstünde, sağ tarafta bulunan DİKKAT işaretini tıklamanız yeterlidir.

Anadolu Nümismatik Forumu, Osmanlı Nümismatik tarafından idare edilmektedir. Ana web adresimiz http://www.osmanliparalari.com 'dur

şehir efsaneleri

:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:
Forum kuralları
:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:

şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Cmt Nis 19, 2008 11:45 am

arkadaşlar her şehrin kendine göre bir efsanesi vardır biz de bu forumda başka şehirlerden bulunuyoruz.herkes kendi şehrinin efsanesini yazabilir mi ?
mesela ben manisalı olduğum için niobeyi yazmayı uygun buldum:

Yarı tanrı Tantalos'un kızı Niobe Manisa'da doğmuş, tanrıça Hera ile birlikte çocuklukları bu yörede geçmiştir. Daha sonra Niobe'nin yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğu olur. Çocukluk arkadaşı ve Zeus'un eşi Hera'nın ise Apollon ve Artemis olmak üzere iki çocuğu vardır. Her fırsatta çocuklarının sayısı ile gururlanan Niobe, topu topu iki çocuğu olduğunu söyleyerek küçümsediği Hera'yı öfkelendirir. Hera çocuklarından, Niobe'yi cezalandırmalarını ister. Apollon ve Artemis de oklarıyla Niobe'nin bütün çocuklarını öldürür. Niobe, çocuklarının cesetleri başında günlerce ağlar. Sonunda Tanrı Zeus, Niobe'nin haline acır ve ıstırabına son vermek için onu ağladığı yerde taş haline getirir.

Spil yamacındaki kadın başı şeklindeki bu kayanın, göz çukurunu andıran girintilerinden sızan -daha doğrusu, yakın zamanda kuruduğu için artık sızmayan- su, Niobe'nin gözyaşları olarak yorumlanır. Halk buraya 'Ağlayan Kaya' der. Yakından bakıldığında sıradan doğal bir kaya oluşumu; batı yönünde biraz uzaklaşılarak bakıldığında ise kadın başı şeklinde görünen bu kaya, hala çok ziyaret edilen bir yerdir. Manisa'nın sarı üzümlerinin ilk olarak Niobe'nin gözyaşlarıyla sulanan bağlarda yetiştiği söylenir.
:D
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Cmt Nis 19, 2008 11:57 am

bu da resmi:
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Cmt Nis 19, 2008 12:01 pm

bir manisa efsanesi daha.
bilen vardır her yıl martın sonlarında sultan camisinden hala mesir saçılır.

1522 senesinde Yavuz Sultan Selim'in eşi Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafsa Sultan, Manisa'da iken bir ara hastalanır. Hiç bir hekim derdine çare bulamaz. Bu sırada, Sultan Külliyesi, Zaviye ve İmareti'nin idaresine memur edilen Merkez Efendi'ye başvurulur. Merkez Efendi 41 çeşit deva karıştırarak bir macun hazırlar. Macun Hafsa Sultan'ın hastalığını iyileştirince, Hafsa Sultan bu macunun halka dağıtılması için emir verir. Bu tarihten itibaren de her yıl nevruz günü Sultan Külliyesinden halka saçılır.
Mesir macununun genel özellikleri, hoş lezzeti ve kokusudur. Diğer özellikleri arasında ağrılara, sancılara, soğuk algınlıklarına, hazımsızlıklara, iştahsızlıklara ve ağız kokusuna karşı kullanılmasını sayılabilir.
Saçım gününden bir süre önce Sultan imareti mütevellisi, macuna konulan 41 çeşit şifalı nebat ve baharatları satın alırlar. Darüşşifada büyük dibeklerde dövülen bu devalar şekerle karıştırılarak büyük kazanlarda, dualarla kaynatılır ve macun haline getirilir. Mesir hazırlanması sevap sayıldığı için şehrin hayırsever gençlerinin de yardımıyla macunlar küçük paketlere sarılır ve saçım gününe hazır edilir. Saçım günü binlerce kişi, sabahın çok erken saatlerinde, Sultan Camii önünde toplanır. Öyle namazını müteakip Sultan Külliyesi kubbelerinden mesir macunu halka saçılır.
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Cmt Nis 19, 2008 12:04 pm

bu daa mesir şenliklerinden bir fotoğraf:
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen selo1958 » Cmt Nis 19, 2008 11:41 pm

MANISA denince adeta EFSANELESMIS manisa TARZANINI unutamayiz, cuzzi bilgiler asagidadir ,

Cumhuriyet Öncesi Ahmet Bedevi adıyla bilinen, Cumhuriyet Dönemi resmi kayıtlarına göre ise asıl adı "Ahmeddin Carlak" olan ve Manisa'da yaptığı yeşillendirme, ağaç dikme çalışmaları, çevreciliği ve yaz kış sadece bir şort ile Manisa sokaklarında dolaşması nedeniyle Manisa Tarzanı olarak da bilinen kişidir.

Sadece şort ve doğa'nın dostluğunu giyinen adam [değiştir]Ahmet Bedevi 1899 yılında Bağdat'a 100-125 km kadar kuzeyde olan Samarra şehrinde dünyaya gelmiş Kerkük kökenli bir Türkmendir. Kurtuluş Savaşı'ında savaştığı için kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Hayatını Manisa'yı tüm Türkiye'ye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir. Spil Dağında yaşayan ve Manisa sokaklarında üzerinde sadece şort ile dolaşan Ahmet Bedevi'ye halk Manisa Tarzanı adını takmıştır. 1963 yılında hayatını kaybedince Manisa halkınca bir efsaneye dönüştürülmüş, heykeli dikilmiştir. Her yıl ölüm yıldönümü olan 31 Mayıs'da Manisa'da Ahmet Bedevi için törenler düzenlenir.

Türk Ordusu'nda hem 1. Dünya Savaşı, ardından hem de Türk Kurtuluş Savaşı' na katılır. Ancak Kurtuluş Savaşı'ndan hemen önce, Kafkas Cephesi'nde Kazım Karabekir Paşa'nın komutası altında er olarak olarak görev aır.

Kurtuluş Savaşı' nın ardından Türkiye Büyük Millet Meclisince Kırmızı Şeritli (kurdelalı) İstiklal Madalyası ile şereflendirilir. Her resmi kutlamada göğsüne bağladığı bir palmiye yaprağının üzerine bu madalyayı takar ve tören alanına büyük bir gurur içinde katılır.

Kurtuluş savaşı sonlarında işgalci düşmanın orduları yurdumuzu terk edişleri sırasında Batı Anadolu' daki her yeri ateşe verirler. Alevler öyle kuvvetlidir ki Manisa' nın yemyeşil manzarası katran karasına dönüşür.

Tutkulu bir doğa sevdalısı olarak bu durumu üzüntüyle gören Bedevi, savaş sonrasında Manisa'nın manzarasını tekrar yeşile dönüştürmek üzere burada kalmaya karar verir. Askerlik bitmiştir, ancak ona göre bu vatan için ağaç dikmek yeni bir kutsal görevdir. Azimle mücadele ederek bir kaç senede mutlu sona ulaşır.

Yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir. 1 Haziran 1933'te 30 lira aylıkla bahçıvan yardımcısı olarak Manisa Belediyesi'nin kadrosuna alınır.

Kendisi de yoksul olduğu halde Belediye'den aldığı aylığı fakirlere yiyecek ve giyecek almak için harcayacak kadar yardımseverdir.

Yaz, kış şortla ve lastik pabuçlarla dolaşır, Sadece üzerine eski gazete sererek kullandığı ahşap bir sedirinin bulunduğu Spil Dağı'ndaki küçük kulübesinde yorgansız, yataksız ve yastıksız uyur.

Tek malvarlığı bunlardır. Yaşamında fazla masrafı olmadığından paraya ihtiçaç duymaz, kazancını fakirler için harcar.

Bir süre sonra saçını ve sakalını uzatmaya karar verir ve görünümünden ötürü halk ona "hacı" demeye başlar. Başkalarının 25-30 dakikada çıkabildiği Spil Dağın'daki Topkale Tepesine o, lastik pabuçlarıyla birkaç dakikada çıkar, kendi saatine göre saat 12:00 olunca muhtemelen askeriye'den kalma eski bir top arabasından 1 el top atışı yaparak saatin 12:00 olduğunu halka da bildirir. Bu yüzden halktan bazıları ona "topçu hacı" da der.

Ve 31 Mayıs 1963'te hayata gözlerini yumar.

Yaşamıyla iyi bir spor adamı ve gençlere iyi bir modeldi. Manisa Dağcılık Kulübü'nün kurulmasında yardımcı olmuştur. Ağrı, Cilo ve Demirkazık Dağlarına Tırmandı. Sinema tutkunu, okumayı seven, yeniliklere açık biriydi.

Herşeyin doğal olanını kullanmayı tercih ederdi. Üzerine sürdüğü güzel kokuları bile özenle seçtiği bitkilerin yağından, kendi eliyle hazırlardı. Hep soğuk suyla duş alarak vücudunu zinde tutardı. Böylesine takdire şayan biriydi.

Makam ve mevkii sahibi olmayı ve ihtiyacından çok para elde etmeyi aklından bile geçirmezdi. Hayatını Manisa'ya ve Manisalılara hizmet etmeye adamıştı.

En ilginç özelliğiyse yetiştirdiği her ağaca ve çiçeğe "çocuklarım" diye hitap edip onlarla dertleşmesiydi.

Bir gün başrolünde Johnny Weissmuller' in oynadığı 1934 yapımı Tarzan filmi Manisa sinemalarında gösterime girdiğinde halk, Ahmet Bedevi'nin yaşamını bu filmle özdeşleştirerek bu kahramanı Manisa Tarzanı olarak anmaya başlar..


Manisa Tarzanı Diyor Ki: [değiştir]Ben Tarzan . . .

“Yaşayışım gayet basittir. Yaz, kış , Topkale’ deki kulübemde ve mağaramda yaşarım. Evim meyve ağaçlarıyla , çiçeklerle çevrilmiş cennet gibidir. Yazın yaş, kışın kuru meyveler yerim. Günde üç kez , buz gibi suyla yıkanırım. Vücudumu korumak için, kendi yaptığım bitkisel yağı sürünürüm. Eski ve yeni yazıyı bilirim. Türk müziğine hayranım. Sinemanın tutkunuyum. Zaten dertle,gamı bunlarla unutuyorum. Gazete ve dergi elimden düşmez, hepsini alıp okurum”.

“Üzüntü, dağın üzerine gelip duran buluta benzer. Çok durunca yağmur olur,kar olur,yerleşir kalır. Başında üzüntüyü çok durdurmaya gelmez. Bulutu daha bulut halindeyken kovmak lazım”

”Ahmet Bedevi bir çıplak, garip adamdır. Amma ölünce, ağaç sevgisi sembolü olacak, hangi idareci, ağaç kestirirse rüyasına girecek, boğazına sarılacağım. Bu memleketin yeşile, yeşilliğe, ağaca, çiçeğe ihtiyacı var. Bu sevgiyi yaşatın ne olur”


Manisa Tarzanıyla İlgili Anılar [değiştir]
1) "Anıtın Çiçeklerine Ben Bakarım" [değiştir]Tarih 8 Eylül 1956. Manisa Dağcılık Kulübü öğrencilerinden Engin Kongar Niğde'deki Aladağ ların Demirkazık zirvesine tırmanırkaen kayalıklardan yuvarlanarak hayatını kaybeder. Kongar bu şekilde ölen ilk dağcımızdır.

Üç yıl sonra Kongarın anısına yapılan bir anıt için açılış düzenlenir ve kalabalık arasında Bedevi de vardır.

Bedevi'nin aklına birden nişanlısı Meral in ölümü gelir. O da Kurtuluş Savaşında Türk Ordusuna katkıda bulunmak üzere gönüllü olarak Bedeviyle beraber cepheye giderken kayalıklardan yuvarlanarak hayatını kaybeder. Bedevi hamle yapsa da onu kurtaramaz.

Bu acıyı tekrar hissederek Kongar'ın gözü yaşlı annesinin yanına gelir ve "Anneciğim üzülme, ben bu anıtın çiçeklerine her gün bakar, onları hiç soldurtmam" der


2) "Onu görmek için halk izdiham yaratıyordu" [değiştir]Manisa Dağcılık Kulübü Kurucularından Haydar AKSAKAL anlatıyor:

"Tarzan'la birlikte Konya'ya gitmiştik. Orada Mevlana Müzesi'ni gezmeye karar verdik. Tarzan, kenti her zamanki gibi şortuyla geziyordu ve müzeye geldiğimizde kapıdaki görevli, onu bu kılığıyla içeri alamayacağını söyledi. İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı. Ancak daha sonra Tarzan, görevliye kapıdaki tabelayı gösterdi. Tabelada Mevlana'nın o meşhur sözü, "Ne olursan ol gel" yazıyordu. Bunun üzerine görevli çok mahçup oldu; özür dileyerek bizi içeri kendisi davet etti.

Tarzan her zamanki gibi Konyada da kılığıyla çok dikkat çekmişti. İnsanlar onu görmek ve ona dokunmak için birbirini eziyor, zaman zaman trafiğin bile aksamasına neden oluyorlardı. Bu nedenle dönemin Konya Valisi şehirde gezmemizi yasaklamıştı ve şehirden ayrılana kadar stadyumda kalmamızı istemişti. Niğde'de de insanların izdihamı yüzünden ezilme tehlikesi atlatıp polise sığındık. Buna rağmen Tarzan insanların arasına çok karışmayan, içe kapanık bir yapıdaydı."

Sehzadeler sehri MANISAYA selamlar,, :clapping:
ATATURK TURKIYESI icin elele,
selo1958
Isınma Turlarında
Isınma Turlarında
 
Mesajlar: 33
Kayıt: Çrş Şub 14, 2007 9:19 am
Konum: tarih, kitapdunyasi, para koleksiyonu, osmanli arastirmalari

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Pzr Nis 20, 2008 10:31 am

manisada efsaneler bitmez ki. daha çoooooooooooooook efsane var kybele, sard, anemon lalesi, atlantisin manisada olduğu....
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen emreozay » Çrş Nis 23, 2008 1:25 am

Manisanin güzel reklamı olmuş arkdaşlar sağolun, şaka maka hakkaten güzel bilgiler, mtoloji ile ilgilenirim ama daha başlardayım gaia ve kaos tan anca zeusa atladım :D, mitolojik hikayesi çok hoş muş ağlayan kayanın umarım bir gün yolum düşer ve orları da gezip bizzat görerek bu bilgileri hatırlarım, kolaygelsin arkdaşlr
emreozay
Forum Alışkanlık Yaptı
Forum Alışkanlık Yaptı
 
Mesajlar: 78
Kayıt: Cum Ara 14, 2007 4:39 am

Re: şehir efsaneleri

Mesajgönderen hayko45 » Çrş Nis 30, 2008 7:58 pm

Günümüzden binlerce yıl önce, bugünkü Tarsus kenti civarlarında yedi kat yerin dibindeki mağaralarda yaşayan yılanlar varmış. Meran adı verilen bu yılanlar, çok akıllı ve iyi yüreklilermiş. Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye büyük önem vererek, barış içinde mutlu bir hayat sürerlermiş. Meranların başında Şahmeran denilen eceleri varmış. Genç ve güzel bir kadın olan Şahmeran hiç yaşlanmaz, öldüğü zamanda ruhu kızının vücuduna geçermiş.

Geçmişten günümüze kadar gelen bu efsaneye göre Şahmeran'la karşılaşan kişi Camsab'dır. Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab, evinin geçimini arkadaşları ile odun satarak sağlamaktadır. Bir gün arkadaşları ile birlikte bir kuyu dolusu bal bulan Camsab, arkadaşlarının açgözlülüğü yüzünden kuyunun içindeki bal bitince kuyuda bırakılır. Terk edilen genç cebindeki çakıyı kullanarak burada gördüğü bir deliği genişletir ve daha büyük bir yere geçer. Uyandığında etrafının yılan ve ejderhalarla dolu olduğunu görür. O sırada yarı insan yarı yılan olan Şahmeran yanına gelir ve konuşurlar. Camsab kendisine yapılan ihaneti anlatır. Camsab'ın anlattıklarını dinleyen Şahmeran onu kuyudan çıkaracağını söyler. Fakat gençten ömrü boyunca asla yerini söylemeyeceğine dair söz alan Şahmeran ona yeterli miktarda dünyalık vererek genci kuyudan çıkarır.

Köyüne dönen Camsab, ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için Şahmeran'ın etinin önerildiğini duyar ve ses çıkarmaz. Bir gün arkadaşları ile sohbet ederken Şahmeran'ı gördüğünü ağzından kaçırır. Arkadaşları tarafından bu olay padişaha ulaştırılır. Padişah Camsab'ı huzuruna çağırarak Şahmeran'ın yerini göstermesini ister. Fakat Camsab bir türlü Şahmeran'ın yerini söylemez. Kendisine altınlar ve vezirlik ünvanı verileceğini duyan Camsab Şahmeran'ın yerini vezire gösterir. Vezir bazı sihirli kelimeleri söyleyerek Şahmeran'ı altın bir tepsi içinde kuyunun dışına çıkarır. Vezir'in adamları Şahmeran'ı öldürür ve onun etini hükümdara yedirirler, hükümdar sağlığına kavuşur.
hayko45
(ÇA) Koleksiyoner
(ÇA) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 325
Kayıt: Cum Şub 01, 2008 1:52 pm


Dön Tarih İle İlgili Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron