HABERLER

Resim


Forum tekrardan kullanıma açılmıştır. Özel mesajlaşma kapatılmıştır. Koleksiyon konusu haricinde, şahsi yorumlar içeren mesajlar, kimin haklı olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL SİLİNECEKTİR ! Foruma gönderilen her mesaj anında kontrol edilememektedir. Silinmesini istediğiniz, sizce uygun olmayan mesajları yöneticiye bildirmek için her mesajın üstünde, sağ tarafta bulunan DİKKAT işaretini tıklamanız yeterlidir.

Anadolu Nümismatik Forumu, Osmanlı Nümismatik tarafından idare edilmektedir. Ana web adresimiz http://www.osmanliparalari.com 'dur

Osmanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri

:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:
Forum kuralları
:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:

Osmanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri

Mesajgönderen ankh » Sal Eki 24, 2006 2:15 pm

http://www.haberx.com sitesinden bir haber:

Padişahların ölüm sebeplerinin başında beyin kanaması gelmektedir. 6 Osmanlı padişahı beyin kanamasından vefat etmiştir. Kanser ve verem ikinci sıradadır. Osmanlı padişahlarının ikisi prostat, biri de mide kanseri olmak üzere dördü kanserden ölmüştür. Dört padişah veremden ölürken bunların üçü baba, oğul ve torun olmaları dikkat çekicidir: Sultan İkinci Mahmud, Sultan Abdülmecid ve İkinci Abdülhamid. Kalp hastalıkları da padişahların ölüm sebepleri arasında önemli bir yer tutar. İki padişah kalp yetmezliğinden, iki padişah da kalp krizinden ölmüşlerdir. Osmanlı padişahlarının ölümünde şeker hastalığının vücutta yıllarca süren tahribatı da önemli bir rol oynamış, üç Osmanlı padişahı şeker hastalığının neticesinde vefat etmişlerdir. Bunlar, Üçüncü Ahmed, Beşinci Murad ve Beşinci Mehmed Reşad’dır. Birer padişahın ölümüne sebep olan rahatsızlıklar ise zatürree, siroz, iç kanama, böbrek yetmezliği, sara ve felçtir. Savaş meydanlarında şehid olan tek Osmanlı padişahı Birinci Murad’dır. Timur’un eline esir düşen Yıldırım Bayezid zehir içerek intihar ederken, İkinci Bayezid zehirlenmiş, İkinci Osman, Sultan İbrahim, Üçüncü Selim ve Dördüncü Mustafa isyanlar ve taht kavgaları yüzünden öldürülmüşlerdir. Osmanlı padişahlarının sağlığıyla bir hekimbaşının başkanlığında saraya bağlı “Hassa Hekimleri” teşkilatı ilgilenirdi. Hekimbaşıların görevde kalmaları hükümdarların sağlığıyla yakından ilgiliydi. Padişah herhangi bir hastalıktan vefat ederse hekimbaşı görevinden alınırdı. Osmanlılar’da sağlık ve hekimlerle ilgili geniş bilgi Biofarma tarafından Coşkun Yılmaz ve Necdet Yılmaz’ın editörlüğünde çıkan Osmanlılar’da Sağlık isimli iki ciltlik kitapta bulunabilir.

NASIL ÖLDÜLER?
Osmanlı padişahlarının ölüm sebepleri hakkında tarihçilerin doktorlarla işbirliği yapmaları sonucunda çeşitli araştırmalar yapıldı. Ekrem, Uykucu’nun “Osmanlı Padişahları Nasıl Öldüler Nasıl Öldürüldüler” ile Zeynep Dramalı’nın “Tarihi Tersten Okumak” isimli kitapları ve Bedi Şehsuvaroğlu’nun “V. Türk Ta≠rih Kongresi”deki tebliği padişah ölümlerinin sebeplerini anlatır.

OSMAN GAZİ: Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu olan Osman Gazi 1326’da kalp yetmezliğinden öldü.
ORHAN GAZİ: 82 yaşındayken felç yüzünden 1362’de öldü.
ÇELEBİ MEHMED: 1421’de yüksek tansiyon yüzünden beyin kanaması geçirdi ve kısa bir süre sonra öldü.
İKİNCİ MURAD: Şiddetli bir baş ağrısı sebebiyle yatağa düştü ve üç gün sonra 3 Şubat 1451’de öldü. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir timördür.
YAVUZ SULTAN SELİM: 21 Eylül’ü 1520’yi 22 Eylül’e bağlayan gece kanserden vefat etti.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN: 1566’da Sigetvar kuşatmasının son günü 6/7 Eylül gecesi beyin kanamasından öldü.
İKİNCİ SELİM: Bir hamam alemi sırasında cariyeleri kovalarken düşüp, yaralandı. 1574’te göğüs boşluğunda meydana gelen kanama yüzünden öldü.
ÜÇÜNCÜ MURAD: 17 Ocak 1595’te prostat kanserinden öldü.
ÜÇÜNCÜ MEHMED: Bir gün saraya dönerken yolda karşılaştığı bir meczub, “56 gün sonra gelecek kazadan kurtulamazsın. Gafil olma padişahım” demişti. Bu olay Üçüncü Mehmed’i derinden etkiledi. Padişah yemeden, içmeden kesildi ve 22 Aralık 1603’te kalp krizi geçirerek öldü.
BİRİNCİ AHMED: Çok gençken, 22 Kasım 1617’de 28 yaşında mide kanserinden öldü.
BİRİNCİ MUSTAFA: Osmanlı tarihinde tek “Deli” padişahı olan Sultan Mustafa 1623’te tahttan indirildikten sonra 20 Ocak 1639’da bir sara nöbeti sırasında öldü.
DÖRDÜNCÜ MURAD: Osmanlı İmparatorluğu’nu eski parlak günlerine döndüren Dördüncü Murad, gençlik döneminde çektiği sıkıntılar ve çevresinin de etkisiyle aşırı derece de içkiye düşkündü. 8 Şubat 1640 gecesi sirozdan öldü.
DÖRDÜNCÜ MEHMED: 1687’de tahttan indirildikten sonra dört yıl sonra 4 yıl hapis hayata yaşadı. Yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu 6 Ocak 1693’te öldü.
İKİNCİ SÜLEYMAN: 40 yıl sarayda hapis hayatı yaşadıktan sonra 1691’de tahta çıktı. Viyana bozgun yıllarında sıkıntılı geçen dört yıllık bir padişahlığın ardından 6 Şubat 1695’te böbrek yetmezliğinden öldü.
İKİNCİ AHMED: 6 Şubat 1695 yılında kalp yetmezliğinden veya ödemden öldü.
İKİNCİ MUSTAFA: 1703’te bir isyan sonucu tahttan indirildi Bu olayın üzüntüsünü üzerinden atamadan 29 Aralık 1703’te prostat kanserinden öldü.
ÜÇÜNCÜ AHMED: Eğlenceleriyle meşhur Lale Dönemi’nin padişahı olan Üçüncü Ahmed, 1730’da Patrona isyanı sonucu tahttan indirildi. Yıllarca Topkapı Sarayı’nda hapis hayatı yaşadıktan sonra, şeker hastalığının vücudunda meydana getirdiği tahribatın sonucunda 24 Haziran 1736’da öldü.
BİRİNCİ MAHMUD: 21 yıl padişahlık yaptıktan sonra, 13 Aralık 1754’te bir Cuma namazı dönüşünde saraya dönerken attan düşüp, beyin kanaması geçirip öldü.
ÜÇÜNCÜ OSMAN: Üç yıllık hükümdarlığını sonunda 1757’de veremden veya mide kanserinden 30 Ekim 1757’de öldü.
ÜÇÜNCÜ MUSTAFA: Yüksek tansiyon hastası olan padişah 21 Ocak 1774’te beyin kanamasından öldü.
BİRİNCİ ABDÜLHAMİD: 1787-1791 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Anapa Kalesi’nin Rusların eline geçtiği haberi üzerine beyin kanaması geçirdi ve bir süre sonra 7 Nisan 1789’da öldü.
İKİNCİ MAHMUD: Osmanlı modernleşmesinin başlatıcısı olan İkinci Mahmud aşırı derecede içki içerdi. 28 Haziran 1839’da veremden öldü.
ABDÜLMECİD: Tanzimat dönemini başlatan sultan 25 Haziran 1861’de babası İkinci Mahmud gibi veremden öldü.
BEŞİNCİ MURAD: Tahtta en kısa süre duran Osmanlı padişahıdır. Müzmin şeker hastası idi. Bu hastalığın vücudunda meydana getirdiği tahribatın neticesinde 29 Ağustos 1904’de öldü.
İKİNCİ ABDÜLHAMİD: “Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı” diye Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahı olan İkinci Abdülhamid, 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda 76 yaşındayken yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu veremden öldü.
BEŞİNCİ MEHMED REŞAD: Müzmin şeker hastası idi Şekerin vücudunda yaptığı tahribat sonucunda 3 temmuz 1918’de öldü.
ALTINCI MEHMED VAHİDEDDİN: Son Osmanlı padişahı olan Vahdettin San- Remo’da 16 MAYIS 1926’da kalp krizinden öldü.

ÖLDÜRÜLEN PADİŞAHLAR
Osmanlı tarihinde bir isyan sonucu öldürülen ilk padişah İkinci Osman’dır. İkinci Osman, çevresindekilerin yanlış yönlendirmesi ve kendisinin de gençliğinin verdiği tecrübesizlikle askerin isyanına sebep oldu. Sadrazam Davud Paşa ve yanındakiler Yedikule’de genç padişahı bir kementle yakalayıp, boğdular. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah idare ettiği insanlar tarafından öldürülüyordu. Öldürülen bir diğer Osmanlı padişahı Sultan İbrahim’dir. Sultan İbrahim, 7 Ağustos 1648’de tahttan indirilip, yerine küçük yaştaki oğlu Mehmed geçirilmişti. Ancak tahttan indirilen padişah kapatıldığı yerde on gün kalabildi. Feryatları bütün saray halkını etkiliyordu. Sultan İbrahim’i yeniden tahtta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca, Kösem Sultan ve devlet ileri gelenleri sultanı 18 Ağustos 1648’de boğdurttular. Osmanlı tarihinde adı yeniliklerle anılan Sultan Üçüncü Selim, Kabakçı İsyanı’yla Mayıs 1807’de tahttan indirilip, yerine Dördüncü Mustafa geçirilmişti. Sarayda hapsedilen padişahı tekrar tahta çıkarmak için Nizâm-ı Cedit taraftarları Rusçuk’ta örgütlendiler. Alemdâr Mustafa Paşa, bir orduyla İstanbul’a gelerek, Sultan Selim’i tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etti. Ancak tedbirli davranmadığı için Dördüncü Mustafa taraftarları 28 temmuz 1808’de Üçüncü Selim’i öldürdüler. Üçüncü Selim’i öldürten Dördüncü Mustafa da aynı akıbete uğradı. Askerlerin Dördüncü Mustafa’yı tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etmesi üzerine tahtını emniyete almak isteyen İkinci Mahmud onu 17 Kasım 1808’de boğdurttu.

NASIL ÖLDÜKLERİ HÂLÂ TARTIŞILIYOR
Osmanlı tarihinin en gizemli ölümü Fatih Sultan Mehmed’inkidir. Fatih Sultan Mehmed, Mayıs 1481’de Mısır Memlük devleti üzerine sefere çıktı. Gebze yakınlarında hastalanınca başhekimi Lari müdahale etti, ancak sultanı tedavi edemeyince eski başhekim Yakup Paşa, sultanı iyileştirmekle görevlendirildi. Yakup Paşa, bazı ilaçlar vererek padişahın sancısını azaltmak istedi fakat ilaçların bir faydası olmadı. Fatih kısa bir komadan sonra 31 Mayıs 1481’de Gebze’de Hünkâr Çayırı (Tekfur Çayırı)’nda öldü. Fatih dönemi uzmanı Franz Babinger, sultanın zehirlenerek öldürüldüğünü iddia eti. Bu görüş ilim çevrelerinde günümüze kadar süren tartışmalara sebep oldu. Şehabedin Tekindağ ve başka bilim adamları da sultanın ölümünün eceliyle olduğu, zehirlenmediğini savundular. Bütün araştırmalara rağmen Fatih’in ölümündeki çözülemedi.

İNTİHAR MI ETTİ? ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?
1861 ile 1876 yılları arasında Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdülaziz de Fatih’ten sonra ölümü en fazla tartışılan padişahtır. Tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876’da Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunan padişahın tahtan indirilmenin üzüntüsü ile intihar ettiği söylenir. Ancak öldürülmüş olma ihtimali daha kuvvetlidir.

ZEHİR VE ÖLÜM
En büyük Osmanlı komutanlarından olan Yıldırım Bayezid 1402’de Ankara Muharebesi’nde Timur’a esir düşmüştü. İçine düştüğü durumu hazmedemeyen padişah, yüzüğündeki zehiri içerek 8 Mart 1403’te Akşehir’de intihar etti. Zehirle ölen bir diğer Osmanlı padişahı da aynı ismi taşır. Fatih’in oğlu İkinci Bayezid, Nisan 1512’de askerin isyanı sonucunda oğlu Yavuz Sultan Selim lehine tahttan çekildikten sonra ömrünün kalanının geçireceği Dimetoka’ya doğru yola çıktı, ancak buraya varamadan 21 Mayıs 1512’de yolda öldü. Muhtemelen Yavuz, ileride bir taht kavgasını çıkmasını önlemek için babasını zehirletmişti.

ŞEHİD SULTAN
Birinci Murad harp sahrasında şehit olan tek Osmanlı padişahıdır. 15 Haziran 1389’da Sırplar’ın büyük bir bozguna uğradığı Birinci Kosova Savaşı’nın sonunda, Sırp Kralı Lazar’ın damadı Miloş Obroneviç padişahın huzuruna çıktığı sırada, göğsünde sakladığı hançeri Birinci Murad’a saplayarak sultanı şehid etti.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Mesajgönderen msozer » Çrş Eki 25, 2006 10:16 pm

daha önce bu şekilde bir araştırma okumamıştım.bütün hepsini bir anda okuyunca çok ilginç geldi.ankhe94'e teşekkür ediyorum.

ne kadar ilginç değilmi?büyük çoğunluğu sağlık probleminden vefat etmiş.gerçi hepsi ecelle gitmiş fakat kendi kendine ölenide yokmuş.en acısıda taht kavgası yüzünden öldürülen padişahlar.
msozer
 

Mesajgönderen ankh » Prş Eki 26, 2006 8:53 am

Şunu eklemekte yarar var: Osmanlı padişahlarından Abdülaziz'i de sayarsak beşi maiyetindekiler tarafından öldürülmüştür. Roma imparatorlarının ise her dört imparatordan üçü maiyetindekilerce taht kavgası için öldürülmüş ve Roma tarihi boyunca sadece bir imparator kendi isteği ile tahtı bırakıp kendini emekliye ayırmıştır.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Osmanlı Sultanları Topkapı Sarayında

Mesajgönderen ankh » Sal Kas 07, 2006 8:08 pm

istanbul ve ankaradaki arkadaşlar için bir sergi.


http://www.ntvmsnbc.com/news/390047.asp
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Mesajgönderen yslmturan » Cum Kas 10, 2006 1:34 am

Güzel bir çalışma emeğinize sağlık teşekkürler...
Böylesine büyük bir İmparatorluğun başında olmak kolay değil tabi dost çok düşman çoook...
Yavuz Selim TURAN
yslmturan
Isınma Turlarında
Isınma Turlarında
 
Mesajlar: 38
Kayıt: Cum Oca 20, 2006 6:59 pm
Konum: samsun

Mesajgönderen yslmturan » Cum Kas 10, 2006 1:50 am

Bu arada konu ölümler olunca bende Padişah II. Abdülhamit'e yapılan suikast girişimi ile ilgili bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim ;
1905 yılının 21 temmuzuydu. Padişah II. Abdülhamit'e Yıldız camisindeki cuma selâmlığından çıkmış, arabasına doğru ilerliyordu. Her zamanki gibi, caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre ileride bekleyen arabasına binecekti. Fakat bu sefer ufak bir gecikme olmuştu. Şeyhülislâm Cemalettin Efendi, Abdülhamit’in yolunu kesmiş, bazı konularda bilgi istemişti.

Padişah II. Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemalettin Efendi arasındaki konuşma oldukça uzamıştı. Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş, arkasından araba parçaları ve insan kol ve bacakları dört bir yana savrulmaya başlamıştı. Padişahın yanında bulunanlar korkuyla kaçışıyor, canlarını kurtarmak için sığınacak yer arıyorlardı. O kadar kalabalığın arasında kılını kıpırdatmayan, yüzünde en ufak bir heyecan ve korku izi görülmeyen tek bir kişi vardı: Kuruntu ve kuşkusu herkes tarafından bilinen II. Abdülhamit..

Ortada heykel gibi kıpırdamadan duruyordu. Yaverlerinden Miralay Sadık Bey korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüş. Miralay Süleyman Şefik Bey de apoletini kaybetmişti. Çevresindekilerin can kaygısına düşüp çil yavrusu gibi dağılmaları, II. Abdülhamit’i çok kızdırmış ve olaydan sonra yaveri için :

"Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem, Trablus'a sürgün gidecek!.." emrini vermişti. Tehlike savuştuktan sonra, sığındıkları yerlerden çıkanlara Padişah şunları söylemişti:

"Arabamı çekiniz, burayı kordon altına alınız, sorumluları tutuklayınız!.." Bu sırada, muhafız kıtalarının tüfeklerine mermi sürdüklerini görünce, töreni yöneten subaya :

"Selâm emrini verdir, ne duruyorsun!." diye bağırmıştı. Muhafız kıtası hazır ol durumuna geçince, cami kapısına getirilen arabaya binen Abdülhamit, âdeti olmadığı halde ayakta durmuş, dizginleri kendi kullanarak Çit köşküne varmıştı.

Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışan Ermeni Komitacıları karşılarında en büyük engel olarak gördükleri Padişah II. Sultan Abdülhamit'i öldürmek istemişlerdi. Kendileri bu işte yeteri kadar tecrübeli olmadıklarından, Avrupa ve Rusya'daki uluslararası anarşistlerle ilişki kurmuşlar, onlardan Abdülhamit'in öldürülmesi konusunda yardım ve destek sağlamışlardı.

Bu iş için özel olarak İstanbul’a gelenlerden biri de Belçikalı ünlü anarşist Edvard Jorris'ti. O dönemde anarşizm bütün dünyayı sarmış, suikasta uğramayan hükümdar ya da cumhurbaşkanı hemen hemen kalmamıştı. Şimdi sıra II. Abdülhamit'teydi. Edvard Jorris, göze çarpmamak için Singer şirketine memur olarak girmiş, Padişah'ın cuma selâmlıklarını büyük bir dikkatle izlemeye başlamıştı. Abdülhamit, cuma günleri Yıldız camisinden çıktıktan sonra, 1 dakika 42 saniyede arabasının yanına gidiyordu. Birkaç cuma selâmlığını gözleyen Jorris, bu sürenin hiç değişmediğini. Padişahın bir saat düzeni içinde bu yolu, daima 1 dakika 42 saniyede aldığını görmüştü.

Suikastı hazırlayan örgüt oldukça genişti. Jorris'ten başka, Rusya'dan gelen Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Hacı Nişan Minasyan, Mıgırdıç Serkis Garibyan, Karabet Ohanesyan, Vahram Sabun Kendiryan, Silviyoriçi, Sari Torkom, Trase Yuvanoviç bu örgütün belli başlı üyeleriydiler.

Hazırlanan plana göre, Yıldız camisi önünde bomba çatlatılıp II. Abdülhamit öldürüldükten sonra, Galata Köprüsü, Tünel, yabancı banka ve kurumlar havaya uçurulacak, yabancı devletlerin işe karışmaları sağlanacaktı. Filibe şehrinde Ermeni Komitacıları büyük bir toplantı yapmışlar, bu toplantıya Slav ve Siyonist örgütleri de katılmıştı. Pro Armenia gazetesi başyazarı Pirkiyar da bu toplantıda bulunanlar arasındaydı. Yapılan görüşmeler sonunda plan hazırlanmış ve II. Abdülhamit'in Yıldız camisinden çıkarken öldürülmesi kararlaştırılmıştı.

Gerçek adı Kristofor Mikaelyan olan fakat Samuel Fayn takma adiyle dolaşan Rus Ermenisi, Viyana'da Neseldorfer Wagenbefcu Fabriks Geselschaft firmasına bir fayton yaptırmış ve bunu parça parça Türkiye'ye sokmuşlardı. Deniz yoluyla gelen faytonun parçalarını İstanbul’da komitenin adamı Silviyoriçi alıyor, muayenesiz geçmesi için de gümrük memurlarına para yediriyordu.

İçine patlayıcı madde yerleştirilecek biçimde yaptırılan bu araba, bir araya getirildikten sonra, Şişli dışında denenmiş, amaca uygun bulunmuştu. Faytona 80 kilo patlayıcı maddeyle 20 kilo demir parçası konmuş, arabaya koşulacak atlar da, o dönemin ünlü tiyatrocularından "Kel" Hasan Efendi’den satın alınmıştı. "Machine İnfernale-Cehennem Makinesi" adı verilen ve bombayı istenilen zamanda patlatacak olan araç, Fransa'dan getirtilmişti. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra, 21 Temmuz 1905 cuma günü fayton, Abdülhamit'in dört at koşulu arabasının yanına bırakılmış, Padişahın camiden dışarıya çıkması beklenmeye başlanmıştı.

Abdülhamit, caminin kapısında görününce Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Cehennem Makinesini çalıştırarak, bomba 1 dakika 42 saniye sonra patlayacak duruma getirilmişti. Fakat Padişah, kapı önünde Şeyhülislâm Cemalettin Efendi'yle konuşmaya dalınca, süre dolmuş, Abdülhamit ölümden kurtulmuştu. Suikast amacını gerçekleştirememişti ama, tam 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı. Ayrıca, 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı. Cehennem Makinesi'ni çalıştırdıktan sonra kaçamayan Kristifor Mikaelyan da ölüler arasındaydı.

Suikastçılardan birçoğu yabancı pasaport taşıdıklarından yurt dışına kaçmışlardı. Fakat Edvard Jorris yakalanmıştı. Arabanın parçaları arasında bulunan Neseldorfer kelimesiyle 11123 rakamı, olayın aydınlanmasını sağlamış, konuşmamakta direnen Edvard Jorris de her şeyin ortaya çıktığını görünce, bütün bildiklerini anlatmıştı. Suikastçılardan Hacı Nişan Minasyan, sorgusu sırasında gittiği yüznumarada, teneke ibrikle bilek damarlarını ve karnını yırtarak intihar etmiş, geri kalanlar idam cezasına çarptırılmışlardı.

Abdülhamit, Edvard Jorris'i bağışlamış, ayrıca kendisine 500 altın vermişti. Jorris, daha sonraları Avrupa'da Abdülhamit'in bir ajanı olarak çatışmış, saraya önemli raporlar göndermiştir.
Abdülhamit'in Ermeni Komitacıları tarafından öldürülememesi, nedense Tevfik Fikret'i pek üzmüş ve bu üzüntüsünü "Bir Lâhza-i Ta'ahhur - Bir anlık duraklama" adlı şiirinde şu mısralarla belirtmişti :

"Ey şanlı avcı, damını bihûde kurmadın.
Attın fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın"
Yavuz Selim TURAN
yslmturan
Isınma Turlarında
Isınma Turlarında
 
Mesajlar: 38
Kayıt: Cum Oca 20, 2006 6:59 pm
Konum: samsun

Hangi padişahın kabri nerede?

Mesajgönderen ankh » Cum May 01, 2009 2:40 pm

Hangi padişahın kabri nerede?

Anadolu'da birçok köyün girişinde mezarlıklar var. Köye gideni önce mezarlık karşılar, yani ibret, yani öte dünya bağlantısı... Osmanlı'nın başkentlerinde de hayat ile ölüm her zaman iç içe, yan yana. Özellikle selatin camilerin hazireleri aynı zamanda 'ebedî istirahatgâh'. Çünkü ölüm onlar için hiçbir zaman korkulası bir şey değil.

Hayatın ucuna eklenmiş bir öte dünya kapısı. Veli zâtlar, padişahlar, sultanlar, şehzâdeler her daim ibadetlerle yaşayan, kubbelerinde maneviyat çınlayan ulu yapıların hemen kıyısında gömülü. İbadet neşvesiyle dolan Müslüman bir Fatiha da ona göndersin diye, ellerini duaya açtığında hatırlasın diye belki de.

İstanbul fethedilinceye kadar padişahlar padişahlar hep Bursa'ya gömülmüş. Fetih'ten sonra ise İstanbul'a yaptırılan ulu mabetlerin misafiri olmuşlar.

Hangi padişahın kabri nerede?

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Ertuğrul Gazi'nin türbesi Söğüt'te bulunuyor. Bilecik'ten Söğüt'e uzanan dolambaçlı yolların sonu Ertuğrul Gazi türbesine çıkıyor.

Osman Gazi, vefatından sonra, vasiyeti üzerine, Bursa'da Hisariçi'nde Gümüşlü Künbed denilen eski Bizans manastırına defnedilir. Gümüşlü Künbed'in yerindeki türbe 1863'te Sultan Abdülaziz zamanında yapılmış. Orhan Gazi'nin türbesi de babasının hemen yanı başında, Hisariçi'nde, Tophane denilen mevkide.

I. Murat Hüdavendigar'ın iki türbesi var. Biri Bursa'da diğeri Kosova'da. Bursa'daki türbe, Çekirge yolundaki Murat Hüdavendigar Camii'nin hemen yanında. Kosova'daki türbe her daim Kosovalıların ziyaret ettiği, 1850 yılında Sultan Mecid tarafından tamir edilen bir manevî makam.

Yıldırım Beyazıd Han'ın türbesi Bursa Yıldırım'da, Çelebi Sultan Mehmed Han'ın türbesi Bursa Yeşil'de, Sultan II. Murad Han'ın türbesi Bursa Muradiye'de bulunuyor.

Fatih ve ondan sonraki padişahların türbeleri ise İstanbul'da. Fatih Sultan Mehmet ve Sultan II. Bayezid Han'ın türbeleri kendi adlarıyla anılan iki büyük caminin hemen yanında. Yavuz Sultan Selim Han'ın mütevazı türbesi, İstanbul'da Yavuz Selim denilen mevkide yine kendi adıyla anılan caminin kıblesinde. Burada aynı zamanda Sultan Abdülmecid Han türbesi de bulunuyor.

Kanunî Sultan Süleyman Süleymaniye Camii'nde yatıyor, türbesi de orada.

Sultan II. Selim, Sultan III. Murad ve Sultan III. Mehmet Han, Sultan I. Mustafa Han, Sultan İbrahim Han'ın türbeleri Ayasofya'nın avlusunda.

Sultan I. Ahmet Han, Sultan II. Osman Han, Sultan IV. Murat Han, Sultan IV. Mehmed Han, Sultan II. Mustafa Han, Sultan III. Ahmed Han, Sultan I. Mahmud Han, Sultan III. Osman Han'ın türbeleri Sultanahmet Camii avlusunda.

Sultan V. Murad Han, Sultan I. Abdülhamid Han, Sultan IV. Mustafa Han'ın türbesi Eminönü'nde.

Sultan II. Mahmud Han, Sultan Abdülaziz Han, Sultan II. Abdülhamit Han türbeleri Divanyolu dediğimiz Beyazıd'dan Sultanahmet'e uzanan yol üzerinde.

Sultan III. Mustafa Han ve Sultan III. Selim Han'ın türbeleri Laleli Camii avlusunda.

İstanbul'a defnedilen son padişah Sultan V. Mehmet Reşat Han'ın türbesi Eyüp'te. Son padişah Sultan VI. Mehmed Vahideddin Han ise Şam'da Süleymaniye Külliyesi'nin haziresine defnedilmiş.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am


Dön Tarih İle İlgili Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron