HABERLER

Resim


Forum tekrardan kullanıma açılmıştır. Özel mesajlaşma kapatılmıştır. Koleksiyon konusu haricinde, şahsi yorumlar içeren mesajlar, kimin haklı olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL SİLİNECEKTİR ! Foruma gönderilen her mesaj anında kontrol edilememektedir. Silinmesini istediğiniz, sizce uygun olmayan mesajları yöneticiye bildirmek için her mesajın üstünde, sağ tarafta bulunan DİKKAT işaretini tıklamanız yeterlidir.

Anadolu Nümismatik Forumu, Osmanlı Nümismatik tarafından idare edilmektedir. Ana web adresimiz http://www.osmanliparalari.com 'dur

İstanbul yeniden fethedilmeli

:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:
Forum kuralları
:!: :!: :!: SİYASİ İÇERİKLİ, PROVOKATİF veya BİR ÜYE İLE İLGİLİ DOĞRUDAN HEDEF ALICI MESAJLAR ANINDA SİLİNECEKTİR. BU ŞEKİLDE MESAJ GÖNDERENLERİN ÜYELİĞİ İPTAL EDİLECEKTİR. :!: :!: :!:

İstanbul yeniden fethedilmeli

Mesajgönderen ankh » Çrş Haz 06, 2007 10:44 am

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, ''Fethin 554. yılında biz bu muhteşem İstanbul'u korumak konusunda son derece laubaliyiz'' dedi. Fatih Belediyesince, İstanbul'un fethinin 554. yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde Zübeyde Hanım Kültür Merkezinde ''Fetih ve Fatih Konferansı'' düzenlendi.

Konferansın açılışında konuşan Ortaylı, İstanbul'da çok kötü binalar yapıldığını, para kazanmak isteyen birtakım insanların yaptıklarına göz yumulduğunu söyledi. Ortaylı, ''Fethin 554. yılında biz bu muhteşem İstanbul'u korumak konusunda son derece laubaliyiz'' dedi. Türk insanına bırakılan muhteşem bir tarih olduğunu vurgulayan Ortaylı, Türk insanının tarihini öğrenmediğini, çocuklarına da öğretmediğini kaydetti.

Ortaylı, eskiden en cahil İstanbullunun bile Mimar Sinan'ın camilerini sayabildiğini ifade ederek, ''Oysa bugün en iyi üniversitede okuyan çocuk dahi bilmiyor. O neleri biliyor? Akmerkez'i, Kanyon'u, bilmem ne plazayı biliyor. Bu insanlar maalesef yaşadıkları muhite, bulundukları şehre, tarihe uzak kalmışlar'' diye konuştu. Tarihi ve mekanı bilmenin bir medeniyet meselesi olduğunun altını çizen Ortaylı, şöyle devam etti:

''Eğer İstanbul'da yaşayan bir insan Cerrahpaşa Camiini, Fatih Camiini, Mihrimah Sultan'ı, Şehzadebaşı'nı, Süleymaniye'yi, Nuruosmaniye'yi, Beyazıt'ı, Sultan Selim Camii'ni bilmiyorsa, tarihlerinden haberi yoksa, büyük mimarımızın yaptığı eserleri tanımıyorsa... Mesela Samatya'da hamamı var harap halde, kimse bakmıyor, kimse ilgilenmiyor.

Günde 10 kişi ziyaret etse orası öyle kalmaz. Halbuki 16. asır medeniyetimizin altın kapıları bunlar.'' Ortaylı, ilgisizliğin, başkanı bulunduğu Topkapı Sarayı'nda da olduğunu ve sarayın dertleriyle pek ilgilenen bulunmadığını kaydetti. Osmanlı padişahlarının, bu ülkede yaşayanları bir mahkemeye çekmiş olduklarının tasavvur edilmesini isteyen Ortaylı, öyle bir durumda hesap verilemeyeceğini kaydetti.

FATİH SULTAN MEHMET

Fatih Sultan Mehmet'in, 21 yaşında şehri fetheden, 15. asrın büyük hükümdarı olduğunu kaydeden Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu'nu bugünkü Rusya ve Avusturya'nın sınırlarına kadar genişlettiğini, Bosna'yı da fethederek sınırlar içine aldığını söyledi. Ortaylı, Fatih'in zamanında Arnavutluk ve Bosna nüfusunun Müslümanlaştığını ve hiçbir başka padişah devrinde coğrafya ve nüfus miktarı olarak böylesine bir Müslümanlaşma yaşanmadığını vurguladı.

Fatih'in çok büyük ve komplekssiz bir münevver olduğunu kaydeden Ortaylı, İtalyanca ve Yunanca bildiğini, Farsça-Arapça da şiir yazdığını ifade etti. Ortaylı, Fatih Sultan Mehmet'in, Yavuz Sultan Selim'den önce halife sayılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: ''Fatih, Müslüman bir hükümdardır, halifedir. Halife unvanı Yavuz Sultan Selim ile gelmiş değildir. O yanlıştır. Fatih'ten de halife diye bahsedilir. Hatta evrakımız çok az olduğu için çıkaramıyoruz ama mutlaka 2.Murat'tan da öyle bahsedilmiştir. Müslüman cemiyetini yöneten, idare eden herkes halifedir çünkü. Bu o kadar açıktır. Yani o hilafetin Mısır'dan Yavuz Sultan Selim'e devri 18. asır hikayesidir. Siyasi bir formüldür. Ama esasında böyle bir şey vaki değildir.''

Fatih'in İstanbul'a bir Ermeni Patriği tayin ettiğini kaydeden Ortaylı, o müesseseyi Fatih'in kendisinin yarattığını söyledi. Ortaylı, ''Fatih'in, Rum Patriğini gayet hoş bir şekilde tutup kullandığını ve başarılı olsaydı, yapacağı İtalya seferi sonrası Papa'yı da yerinde bırakacağından şüphe duymadığını'' dile getirdi. Fatih'in, İstanbul'u aldıktan sonra şehri hakkıyla bina etmeye başladığını anlatan Ortaylı, harap olan İstanbul'un her köşesini imar eden Fatih'in, çarşıyı kapalı çarşı haline getirdiğini ve paşalarına verdiği emirle hamam, cami ve medrese yaptırdığını kaydetti.

''SINIRLARINA SIĞMAYAN DAHİ''

Ortaylı, ''Fatih Sultan Mehmet, büyük bir Türktür, büyük bir Müslümandır, büyük bir dünya imparatorudur, sınırlarına sığmayan bir dahidir'' dedi. Türk gençliğinin, Fatih'in şiirlerini okuması ve anlaması gerektiğini söyleyen Ortaylı, bunların tam anlaşılamadığını dile getirdi. Ortaylı herkesin tarihçi olması gerekmediğini vurgulayarak, bugün bir milyona yakın insanın Osmanlıca okuma-yazmayı öğrenmesi durumunda maziye el atılıp gelecek kuşaklara kaynak aktarılabileceğini söyledi.
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am

Mesajgönderen Sancak17TR » Prş Haz 07, 2007 1:06 am

''Fethin 554. yılında biz bu muhteşem İstanbul'u korumak konusunda son derece laubaliyiz''
göz yumulduğunu
kimse bakmıyor, kimse ilgilenmiyor.
Topkapı Sarayı'nda da olduğunu ve sarayın dertleriyle pek ilgilenen bulunmadığını kaydetti.

Buna benzer yazilari okuyunca icim aciyor. Dusundukten sonra, ve simdiki Istanbul'a bir goz attiktan sonra, ne kadar kiymet bilmez oldugumuz ortaya cikiyor. Aslinda bu konu cok tartisilmis, ve hala tartisiliyor, fakat bir sonuca variliyor mu? Maalesef...
Bu sorunlarin bana gore tek bir nedeni var: usengeclik. Kim ne derse desin, usengecligi bir birakamadik gitti. Gorevliler ve yetkililer istedikleri kadar "yeterince butce ayrilmistir" desinler: kesinlikle hayir. Su anda vatanimda olmasamda, asirlik yapilarin fayanslarinin, sivalarinin ve diger bolumlerinin dokulmus oldugunu resimlerden goruyorum. Ne kadar kiymet bilmezis... Istesek butun eksikleri bir sene icinde tamamlayabiliriz.
Istanbul'u gezen bir Japon is adaminin "bu hal nedir boyle? Buna benzer yapilar bizde olsa, camekan kafes yapar, oyle koruruz" dedigini unutmuyorum.
Dur bakalim ne olacak...
Resim
Sancak17TR
(Çil) Koleksiyoner
(Çil) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 690
Kayıt: Cmt Kas 04, 2006 9:03 pm
Konum: Rotterdam & Canakkale

Mesajgönderen Sancak17TR » Prş Haz 07, 2007 6:55 pm

Resim
Sancak17TR
(Çil) Koleksiyoner
(Çil) Koleksiyoner
 
Mesajlar: 690
Kayıt: Cmt Kas 04, 2006 9:03 pm
Konum: Rotterdam & Canakkale

İstanbul'un fethinde açık kapı efsanesi

Mesajgönderen ankh » Pzr May 25, 2008 4:42 pm

İstanbul'un fethinde açık kapı efsanesi

Bu yıl İstanbul'un fethinin 555. Yıldönümü. İstanbul'un fethi dünya tarihinin en büyük olaylarından biridir. Ancak Batılılar fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türkler'in eline geçmesini küçümsemek için İstanbul'un açık unutulan bir kapı yüzünden düştüğünü uydurup, kendilerini teselli etmişlerdi.Bu yıl İstanbul'un fethinin 555. yıldönümü. Ancak Batı hâlâ bu fethi unutamadı.

Son Roma İmparatorluğu'nun başkentinin elimize geçmesini hiçbir zaman hazmedemediler. Batılılar fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türkler'in eline geçmesini küçümsemek için fetihten hemen sonra İstanbul'un açık unutulan bir kapı yüzünden düştüğünü uydurup, kendilerini teselli etmişlerdi.

KUŞATMA BAŞLIYOR

Uzun bir hazırlık döneminden sonra 6 Nisan 1453'te Osmanlı ordusu Bizans surlarının önündeydi. 6 Nisan gecesinden başlanarak surlar top ateşi ile dövülmeye başlandı. Surlarda yıkılan yerler, müdafiler tarafından hemen dolduruluyordu. 7 ve 12 Mayıs tarihlerinde iki büyük saldırı gerçekleştirildiyse de, bir netice alınamadı. Bunun üzerine Osmanlı toplarının çoğu Topkapı-Edirnekapı arasına kaydırıldı ve saldırılar şehrin en zayıf bölgesinde yoğunlaştırıldı. Kuşatmanın uzaması, Avrupa'dan gelebilecek yardım yüzünden Osmanlı ordusunu zor duruma sokmuştu.

Bu sırada Venedik donanması Ege'ye gelmişti. 25 Mayıs'ta Bizans'a son kez teslim ol çağrısı yapıldı. Bizanslılar'dan şehri teslim etmek isteyenler oldu. Ancak İtalyanlar buna şiddetle karşı çıktılar. Bu sırada Macarlar'ın, yardıma geldiği haberleri Osmanlı ordusunun moralini bozmuştu. Tehlike büyüktü. Vezirizam Çandarlı Halil Paşa, baştan beri savunduğu kuşatmayı kaldırma fikrinde ısrar etti. Ancak Zağanos Paşa, Şehabeddin Paşa, Turahan Bey ve Akşemseddin saldırıya devam edilmesi gerektiğini söylediler.

Büyük bir saldırıya geçilmesi için karar alındı. Askere şehir alındığında üç gün yağma izni verildiği duyurusu yapıldı. 28 Mayıs 1453'te bütün orduya İstanbul'a yapılacak son saldırı için hazırlanmaları emri verildi. 29 Mayıs sabahı gün ağarmadan genç padişahın emriyle savaş naraları atarak saldıran askerlerin sesleriyle son hücum başladı. Hiç durmadan çalan mehter askeri coşturuyordu. Bizanslılar bu seslere karşılık vermek için şehirdeki bütün kiliselerin çanlarını çaldılar.

SON HÜCUM

Osmanlı askerleri şehre dur-durak bilmeden saldırıyorlardı. Fatih ilk olarak azapları ve ordusundaki Hıristiyanlar'ı surlara saldırttı. Osmanlı ordusunun en seçkin birlikleri surlara saldıran askerlerin arkasında düşmanın yorulmasını ve sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Saatler süren çatışmaların ardından II. Mehmed son darbeyi vurmak üzere yeniçerileri savaşa soktu. Binlerce askerini arka arkaya şehit veren Osmanlı ordusu karşısında Bizans'ın dayanma direnci kalmamıştı. Şehre her taraftan saldırılıyordu. Ancak asıl savaş Topkapı-Edirnekapı arasındaki surlarda oluyordu.

Fatih, şehrin en zayıf kısmı olduğunu anladığı Topkapı-Edirnekapı arasındaki surları günlerce süren top ateşiyle ve lağım patlatarak tahrip ettirmişti. Bu yüzden asıl hücum bu bölgeden yapılmaktaydı. Bir gülle parçası şehrin en büyük savunucularından olan Cenevizli Giustiniani'yi yaraladı. Adamlarının komutanlarını alarak Haliç'teki gemilerine gitmeleri, Bizanslılar'ın son direncini de kırdı.

Bu sırada Topkapı civarındaki surlara çıkan Türk askerlerini gören Bizanslılar haykırarak şehrin iç kısımlarına doğru kaçmaya başladılar. Topkapı surlarında ardı ardına Türk bayrakları dalgalanmaya başladı. İstanbul bir anda "Şehir düştü, şehir düştü" sesleriyle çalkalanmaya başladı. Surlarda dalgalanan Bizans Kartalı ve Aziz Markos'un aslanı bulunan bayrakların yerini Türk sancakları almıştı. Şehrin savunması çökmüştü. Binlerce Türk askeri içeriye girmeye başladı. Bizanslılar evlerine, ailelerinin yanına giderken, bir kısım ahali ile yabancılar Haliç'teki gemilere kaçıyorlardı. Öğlen olduğunda şehir tamamen Türkler'in eline geçmişti.

AÇIK UNUTULAN KAPI

İlk büyük Osmanlı tarihçisi Hammer'den Romancı Stefan Zweig'e kadar birçok Batılı tarihçi ve edebiyatçı İstanbul'un fethinin son safhasını şu şekilde anlatırlar; "Surların arasında dolaşan birkaç Türk askeri Edirnekapı ile Eğrikapı arasında bulunan Kerkoporta (Cambazhâne) denilen yayalara ayrılmış küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler. Diğer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul'u fethederler. Herkesin unuttuğu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir".

Bu bilgi sadece o sırada Midilli'de olan, yani şehrin fethini bizzat görmeyen Dukas Tarihi'nde vardır ve dönemin diğer kaynakları ile uyuşmaz. Dönemin Türk kaynakları ile Barbaro, Dolfin ve dönemin diğer Latin ve Bizans kaynakları incelendiğinde fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılmaktadır. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur.

Fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türklerin eline geçmesini küçümsemek için çıkarılmıştır. Bu rivayet Batı'da çok yaygındır. Ancak yerli ve yabancı tarihlerin çoğuna göre Türk askerleri bugünkü Topkapı'ya yakın bir yerden savaşarak şehre girmişlerdir. Nitekim bu bölgenin ismi de, surların gördüğü tahribat sebebiyle, fetihten sonra Top Yıkığu Mahallesi olarak anılmıştır.

iSTANBUL’UN FETHi BiZE BÜYÜK BiR iMPARATORLUĞUN YOLUNU AÇTI

İstanbul'un fethi genç padişaha sonsuz bir kudret ve otorite sağlamıştı. Fetih öncesi büyük karışıklıklar içerisinde çalkalanan Osmanlı Devleti bu fethin getirdiği büyük prestijle hem İslâm dünyasının en parlak devleti haline geldi, hem de düşmanları üzerinde psikolojik yılgınlık yarattı.

Fatih fetihten hemen sonra iktidarını sınırlayan Çandarlı'yı görevden aldı ve bir müddet sonra öldürttü. Aynı şekilde hükümdarlığı üzerinde bir tehdit olarak gördüğü Osmanlı şehzadesi Orhan Çelebi de fetih sırasında ortadan kalkmıştı. Fatih'in veziriazamlarının sonuncusu hariç hepsi kapıkulu kökenlidir. Bu durum hükümdara aristokrat Türk ailelerinin nüfuzundan kurtulması imkânını vermiştir. Ancak her şey devşirmelere bırakılmamış, dinî, idarî ve malî bürokrasi Türk kökenlilerden teşkil edilmiştir.

Böylelikle kapıkulları ile Türkler arasında bir denge kurularak devlet yönetiminde tek söz sahibinin padişah olması sağlanmıştır. Osmanlı tarihçilerinin en önemli ismi Prof. Dr. Halil İnalcık, fetret devrinin gerçek bitişinin İstanbul'un fethi ile olduğunu söyler. İstanbul'un fethi öncesinde sallanan imparatorluk, fetihle kazandığı büyük itibar sayesinde dünya siyasetine yön verecek bir imparatorluk olma yoluna girdi. Halil İnalcık, fetih sayesinde II. Mehmed'in kendisini cihanşümul bir imparatorluğun temsilcisi olarak gördüğünü, mutlak ve hudutsuz bir iktidar kazandığını söyler.

Bu durum merkeziyetçi devletin kurulabilmesini ve devamlı fütuhat faaliyetlerinde bulunulabilmesini sağladı. Fatih'in cihanşümul hakimiyet fikrinin temelleri geniş bir yelpazeden oluşuyordu: Türk-Moğol hükümdarlık geleneği, İslâmî hilafet telakkisi ve Roma imparatorluk fikri. Fatih, fetihten sonra kendisini Roma İmparatorluğu'nun yegâne varisi sayarak, Bizans İmparatorları ile akraba bütün sülaleleri (Trabzon Rum İmparatorluğu, Mora Despotları vs) ortadan kaldırmak için faaliyete geçmişti. Fatih'in şahsında Türk-İran-İslâm ve Roma hükümdarlık geleneklerini birleştiren Osmanlı padişahı tipinin doğmuştu.

Erhan Afyoncu - Bugün
ankh
resmi koleksiyoner
resmi koleksiyoner
 
Mesajlar: 1856
Kayıt: Prş Şub 10, 2005 11:35 am


Dön Tarih İle İlgili Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir